Konkordatonun tasdiki kararının muhakkak ki bazı hukuki sonuçları oluşmaktadır; bu sonuçlardan biri de konkordato komiserinin görevinin sona ermesidir. Tasdik edilen konkordatonun gereklerinin yerine getirilebilmesi için ise, İİK m.306/2 uyarınca gözetim, yönetim ve tasfiye tedbirlerinin alınması amacıyla hâkim tarafından kayyım atanabilir. 7101 sayılı Kanun ile İcra ve İflas Kanunu’nda düzenlenen konkordato hükümlerinde köklü değişiklikler yapıldığından 4949 sayılı Kanun’u m. 303/2 de esasen düzenlenmiş olan hükmün karşılığı olarak m.306/2 ihtiva edilmiş olup hüküm aynen şu şekildedir:

 

“Kararda, tasdik edilen konkordatonun yerine getirilmesini sağlamak için gerekli gözetim, yönetim ve tasfiye tedbirlerini almakla görevli bir kayyım tayin edilebilir. Bu takdirde kayyım, borçlunun işletmesinin durumu ve proje uyarınca borçlarını ödeme kabiliyetini muhafaza edip etmediği konusunda iki ayda bir tasdik kararını veren mahkemeye rapor verir; alacaklılar bu raporu inceleyebilirler”

 

Hükümde, konkordatonun tasdikinin ardından konkordatonun yerine getirilmesini sağlamak için gerekli gözetim, yönetim ve tasfiye tedbirlerini almakla görevli bir kayyım tayin edilebileceği direkt olarak işaret edildiğinden, tayin edilen kişinin vasfı ile ilgili tartışmaların önüne geçilmiştir. Bununla beraber doktrindeki bazı yazarlara göre hükümde asıl kastedilen ve olması gereken lafzın kayyım değil denetçi olması gerektiği noktasında birleşmektedir. Bir diğer önemli husus ise, kayyım tayinini noktasında hâkime takdir yetkisi tanınmış olmasıdır. Bu sebeple alacaklılar yahut borçluların kayyım tayini yönünde bir talebi olmasa dahi lüzum geldiği takdirde re’sen hâkim tarafından kayyım atanmasına karar verilebilir. Kayyım olarak tayin edilen kişi, uygulamada genellikle konkordato sürecinde komiser olarak da görevlendirilmiş kişilerden seçilse de üçüncü bir kişinin tayin edilmesinin önünde herhangi bir engel bulunmamaktadır.Uygulamada konkordato komiserinin kayyım olarak tayin edilmesinin temelinde ise konkordato sürecinde deneyim kazanıldığı düşüncesi yer almaktadır.

 

Kayyım, nevi şahsına münhasır bir yapısı olan ve kamu görevi yerine getiren icra ve iflas organı olduğundan iflas idare memuruna ilişkin hükümlerin uygun düştüğü ölçüde uygulanabileceği kanaatindeyiz. Bundan dolayıdır ki, kayyımın eylem ve işlemlerine karşı şikayet yoluna başvurulabilmesi pek tabii mümkündür. Ancak bu noktada genel hükümlerin aksine görevli mahkeme icra mahkemesinin değil, tasdik kararını veren asliye ticaret mahkemesi olduğunu önemle belirmek gerekir. Şikâyete başvuran ilgili, kayyımın İİK m.306/2 de yer alan, tasdik edilen konkordatonun yerine getirilmesini sağlamak için gerekli gözetim, yönetim ve tasfiye tedbirlerini almakla görevli olduğu yönündeki tanıma uygun olmayan davranışlar sergilediğini veya verilen yetkinin aşıldığını ispat etmekle yükümlüdür. Söz konusu tedbirler ile ilgili Kanun’da herhangi bir açıklık bulunmamakla beraber kayyımın görev tanımının kapsamında kalan hallerde konkordatonun yerine getirilmesi amacıyla gerekli tedbirleri alabileceği öğretinin kabulündedir. Fakat alınacak tedbirler yönünden hakim tarafından spesifik olarak belirleme yapılması da mümkündür; meğerki mahkeme tarafından verilen tasdik kararında kayyım tarafından alınması lüzumlu görülen tedbirler açıkça belirtilmiş olsun. Bununla beraber çoğunluk ile birlikte bizim de katıldığımız ve pek çok mahkeme içtihatında da yer alan görüşe göre kayyımın yetkisinin, tasdik edilen konkordato projesine uygun olarak davrandığı ve borçlunun borçlarını ödeme gücünün bulunduğu yahut tam tersi durumları rapor etmekle sınırlı olduğudur. Bu sebeple konkordato tasdik kararı ile tayin edilen kayyımın, esasen denetim kayyımı olduğu şeklinde ifade edilebilir. Nitekim Ankara 3. Asliye Ticaret Mahkemesi’nin 2018/719 Esaslı dosyasında yapılan kayyım tayininde aynen şu ifadeler kullanılmıştır:

 

“İİK’nun 306/2 maddesi uyarınca tasdik edilen konkordatonun yerine getirilmesini sağlamak için gerekli gözetim, yönetim ve tasfiye önlemlerini almakla görevli (denetim kayyımı) olarak (…)’nın tasdik karar itibari ile göreve başlamak üzere kayyım olarak görevlendirilmesine”

 

İzah olunan sebeplerden dolayı, kayyım görevinde yer alan kişinin görevi malvarlığını yönetmek değil yönetimin amaca uygunluğunu denetlemektir. Öyleki tasdik kararıyla görevlendirilen denetim kayyımının, borçlunun malvarlığında azalma yahut artmaya neden olacak hareketlerden kaçınması zorunludur. Son durakta ifade edilmelidir ki: Kayyımın İİK m.306/2 hükmünde yer alan görevi yalnızca konkordatonun yerine getirilmesi amacıyla projenin ödenmesine yönelik tedbirleri kapsamaktadır.

 

İlaveten, konkordato sürelerinin Tapu Sicil Müdürlüğü’ne bildirilmesi ile düşülecek şerhin, sürelerin sonunda kalkacağından dolayı tasdik kararının da Tapu Sicil Müdürlüğü’ne bildirilmesi ile, borçlu olan malikin tasarruf yetkisinin sınırlandırılmaması sonucuna ulaşılmaktadır. Bu itibarla Kanun tarafından kayyıma tanınan gerekli denetim, yönetim ve tasfiye tedbirleri alma yetkisinin bu kapsamda değerlendirilmesinin asıl amaca aykırı düşeceği kanaatine ulaşılmıştır.